Muslumcu.com > Yazar > Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar Hakkında

Hüseyin Rahmi Gürpınar anıldı

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Türk edebiyatının usta kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın vefatının 60. yıldönümü sebebiyle önceki akşam İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nca bir program düzenlendi.
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’ndeki programa yazar Selim İleri ve İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk katıldı. Programda konuşan Selim İleri, Gürpınar’ın, çok sevdiği ve etkilendiği bir yazar olduğunu söyledi. İleri, Gürpınar’ın romanlarında tiplemelerin hep olumsuz kişilikler olduğunu, yazarın her şeye karşı ”iblisçe bir yaklaşımı” bulunduğunu, buna karşın kitaplarında çocuklara, yaşlılara ve yalnız kadınlara merhamet duyduğunu belirtti. Yard. Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk ise Gürpınar’ın Ahmet Mithat Efendi’den sonra Türk popüler romancılığının en önemli temsilcisi olduğunu ifade etti. Gürpınar’ın romanlarında konuyu gündelik hayattan aldığını, bu sebeple halk tarafından çok sevildiğini belirten Çoruk, yazarın kullandığı dili ise oldukça sade bulduğunu söyledi.

 

Zaman Gazetesi - 15 KAsım 2004

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Sanat ve Politika

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, bütün toplumun genelgörünümünü çizmeye çalışırken, Tebessüm-i Elem (Acı Gülüş) romanında, yirminci yüzyılın başındaki tiyatro dünyamızı sert dille eleştirir:

İstanbul’da bazı salaş meyhanelere, ne yazık ki, tiyatro adını vermek cesaretini gösteren küstahlar vardır. Bu küstahlar, tiyatrocu geçinmektedirler. Al astar kaplı, kümes benzeri localara giren sözümona seyirciler, daha ilk anda, tiyatro sanatına özgü kutsallığı bozarlar. Kimisi bir avuç fındık fıstık tıkınmakta, kimisi hapır hupur portakal yemekte, döke saça limonata içmekte, kimisi de çıtır çıtır kabakçeğirdeğinden kayısı pestiline kadar her türlü abur cuburla oyalanmaktadır.

Böylesi seyirci takımı ne gülünecek yeri bilir, ne ağlanacak. İzlediğinden bir şey anlamaz. Bir eserin değerini tartabilecek eleştirel birikimden, bilgiden yoksundur.

Zaten, aşağıda, geceliği birkaç mecidiyeye tutulmuş döküntü orkestra, meşhur opera parçalarını katletmektedir. Derken kantolar başlar, şamandıra gibi yusyuvarlak, makyajdan kıpkızıl muganniyeler, boncuklu fistanlar, pembe çoraplar, yağlı gerdanlar gösteren dekolte tuvaletler, çarpık iskarpinlerle kendilerini teşhir ederler. Meşk edilmiş Hint papağanları gibi her dilden söylemektedirler.

Facia (trajedi anlamına) başladığında, ortaya dram sanatlarıyla ilintisiz, akıllara durgunluk verici bir karikatür çıkar: Zulüm, öldürme, hainlik, mertlik, her şey vardır da, yalnızca ruha tesiri yoktur. Ruh daima çoraklığa sürüklenir.

Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Heybeliada’da Bir Ev

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Ören Belediyesi’nin Melih Cevdet Anday’a saygıyla yaklaşıp adına şiir günleri düzenlediğini okuduğumda, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evini anımsadım. Yoo, zaten aklımdaydı ancak sizlerle paylaşmayı düşünmemiştim doğrusu. Üzmüştü aslında beni yaşadığım, gördüğüm.

O gün 15.00 dolaylarında Heybeliada vapur iskelesindeydik. Aramızdan bir arkadaş Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evine daha önce gitmişti, ancak hangi yoldan sola dönmemiz gerektiğini kestiremediğinden sora sora ulaşacaktık. Nasıl olsa gideceğimiz yer bir sanatçının eviydi. Herkes bilirdi, yollarda yönlendirmeler de bulunmalıydı. Bu düşüncem doğru çıkmadı. Sonunda yarım yamalak anlatan birine rastlamak bile rahat bir nefes aldırmıştı hepimize.

Evin dışında iki ayrı merdivenden birini seçerken bile önsezimizle hareket etmeliydik. Neyse, isabetli seçmişiz. Kapıyı açan on yaşlarında bir çocuktan doğru yerde olduğumuzu öğrendiğimizde biraz şaşkındık. Çünkü içeriden hem televizyon, hem de kavga eder gibi konuşan insan sesleri geliyordu. Bu arada birkaçımız dış duvara asılmış tadilat fotoğraflarına bakmaya koyulmuştu bile. Çocuk ise ‘yandan yukarıya çıkın’ der demez yanımızdan yok olmuştu.

Yaşanan bir müze…
Merdivenlerin sonunda galoşlarımızı giyerken kapıyı açan o çok yaşlı beyin duruşu, davranışı ilginçti. Hepimizin aynı şeyi düşünmesine sebep olduğunu dönüş yolunda paylaşacaktık. (Birkaçımız onun tarihi karşımıza çıkarırcasına seçildiğini düşünmüş, birkaçımız ise Hüseyin Rahmi’nin ta kendisi olduğunu zannedecek denli boş bulunmuştu.) Bu durumda içeriye girdiğimizde yeniden bir bocalama yaşamamak sanırım hiçbirimizin harcı değildi. Genç bir hanım etrafı süpürmekteymiş gibiydi. O saatte ne temizliğiydi bu böyle. Hele alt kattan evi saran kızartma kokusunun yanında ne anlamı vardı şimdi bu temizliğin. Bey son derece az Türkçesiyle bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

En üst kata, tavan arasına çıktığımızdaysa havasızlık bizi yok edecek denli rutubetle karışık bir hal aldığında bayağı yorgun düşmüş, bir an önce oradan uzaklaşmak istediğimizi fark etmiştik. Hele o yaşlının biraz da kendini aşan bir çeviklikle Hüseyin Rahmi’nin şapkasını benim başıma koyma girişimi, affedilir gibi değildi. Kim koruyordu edebiyatı, kim anlatıyordu sanatı?

Ardından son darbeyi çıkışta (evin hanımı olsa gerek) orta yaşlarda, üstü başı diğerleri gibi bakımsız birinin bizlere kitap satmak istediğini anladığımızda yedik. O da Türkçe pek konuşamıyordu. Ancak kitap almak isteyenlerin gösterdiği tahta sandığa 10 YTL atmaları gerektiğinde ısrarlıydı. Ortada makbuz bile yoktu, yukarıda zaten galoş için para bırakmıştık, neydi bu para meselesi? Bağışsa bağış olsundu, ücretse ücret.

Doğru, Gürpınar’ın eviyle uğraşılmış, tamir edilmişti elden geldiğince. Talan edilen eşyalar yenilenmeye çalışılmıştı; ve gün gelmiş ev Arnavutluk’tan yeni gelmiş bir ailenin yaşamasına bırakılmıştı. ”Oh, ne âlâ memleket!” demekten başka bir şey söylenemeyecek bir durumdu. Şimdiki talan kitaba, eşyaya değil; değere karşıydı.

Yeni düzenlemeyi anlatan o kitabı hiçbirimiz almadan ayrılmıştık evden. Ama hepimizi bir düşünce sarmıştı: O ailenin yaşamasına bırakılan sanatçı evinde eğitimimiz için neler neler yapılabilirdi, o ev nasıl da yaşanan bir müzeye dönüştürülebilirdi. Gerçek ise ortadaydı: Oradakiler gelenlerden tedirgin oluyor, bir şekilde kendilerini savunmaya geçiyorlardı. Yoksa değil mutfağın kokusu, yağı; çıkabilecek bir kazayla edebiyatımızdan bir sayfa yok olmaya mı mahkûm edilmişti? Evet, ne yazık ki aynen öyleydi.

Prof. Ümran BULUT - Cumhuriyet Gazetesi - 01/09/2006

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Heybeliada’da Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’ne uğradım.

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Heybeliada’da Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’ne uğradım. Önerim bu köşke birilerinin el atması. Güler Sabancı müzecilik için kulağıma ideal geliyor

Geçenlerde Bedia Muvahhit Vakfı kurulsun, ilgili sanat insanlarına işler ısmarlansın falan diye yazdım. Hemen çatlak sesler yükseldi. Başka isimler de önerildi. Hatta sıralamalar yapıldı, öncelikler tartışıldı, e-postaların biri geldi, öteki gitti. Özeti: Bedia Muvahhit’e gelene kadar unutulmuş kimler varmış, ben neden onu öne sürüyor muşum? Cevap gayet basit: Sevdiğim için! Yazmıştım, tekrarlıyorum: Sırf bazı anekdotları yeter!

Mesela Gülriz Sururi’nin anıları cilt-1, Kıldan İnce Kılıçtan Keskince’den bir alıntı:

‘Bedia Muvahhit hanım yıllar önce bir berberde saçlarını yaptırıyormuş. Bir hanım yaklaşmış yanına:

‘Ah Bedia hanımcım, ben de sizin gibi artist olacaktım vaktiyle, ama ailem müsaade etmedi. Tiyatroya girme sakın, orospu olursun dediler’ demiş.

Bedia Hanım kadına şöyle bir bakmış:

‘Peki sonra nerde oldunuz?’ deyivermiş.’

Mükemmel! Sonraki satırlarında yazdığına göre Gülriz Sururi de ona bayılıyor. Kim bayılmaz ki?

Dönelim itirazlara (ben yazarken döneceğim, sizler de okurken, böylece ‘biz’ olacak!!) Okuyucu ve tanıdıklar, Refik Halit’ten Reşat Nuri’ye, Halide Edip’ten Hazım Körmükçü’ye bir dolu isim önerdiler. Olur. Vahi Öz ve Mualla Sürer önerenler de var, Adile Naşit’in adı meydanlara verilsin diyen de. Hiç itirazım olmaz. Ayrıca anladığım kadarıyla bunu öneren, zamanında Adile Naşit’in adını sayıp uykuya yolladıklarından. Maşallah! Kuzucuk belli ki güzel güzel uyumuş, büyümüş, şimdi bunlara kafa yoruyor. Oysa sırf geyik bir mevzu.

Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | 2 Yorum »

« Önceki sayfa