Muslumcu.com > Yazar > Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar Hakkında

Gürpınar’ın evi müze oldu

Ağustos 14th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Cumhuriyet dönemi yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 32 yılını geçirdiği Heybeliada’da bulunan ve Kültür Bakanlığı tarafından müzeye dönüştürülen evi dün törenle açıldı. Gürpınar’ın 136. doğum yıldönümü nedeniyle ilk olarak Heybeliada Deniz Lisesi’nde bir anma toplantısı düzenlendi. Burada bir konuşma yapan Kültür Bakanı İstemihan Talay, yazarın evinin restore edilmesinin “geç kalmış bir karar" olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti: “Gürpınar’la artık bütünleşmiş olan, yıkılmak üzere iken yeniden kazanılan, içinde özel eşyasıyla birlikte bu müzeyi açmak, O’na gereken vefayı daha da somutlaşmış şekilde ortaya koyduğumuzun bir göstergesidir."

Milliyet - Ayşe Altıok - 20/08/2000

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

85 yıl önce 85 yıl sonra…

Ağustos 14th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

 AHLAKLI ile ahlaksızın arasında şöyle bir kalın çizgi çekmek mümkün müdür?
     Çalma fırsatı bulanlar ahlaksızdır.
     Çalma fırsatı bulamayanlar ahlaklıdır.
     Bir toplumun "ahlaki" değerlerini, böyle ucuz ayırmak doğru olur mu?
     Olmaz!
     Çalma fırsatı elindeyken, çalmadan, hortumlamadan, bütün bu soygunların ortasında yaşayıp, namusları ile ölenlere "Yok!" diyebilir misiniz?
     Toplumun bir kesimi çalacak, bir kesimi, içinde çalma arzusu olsa da çalamayacak, elinde fırsat yok!
     Hayır, hiçbir toplum böyle ayakta kalamaz.
     * * *
     BİR de, kendilerinin, çalıp çırpmasına izin verenler, göz yumanlar, çekip gidince, arkalarından konuşmayıp, onlara hala sahip çıkanlar vardır. Bunlara da "Ne mert adam, ne erkek adam!" gibi birtakım sıfatlar, unvanlar yakıştırırlar. Saçı bitmedik yetimin hakkını çalmalarına izin verdi ya, imkan tanıdı ya, çoğu onlarla birlikte ziftlendi ya!
     * * *
     BU düşünceler Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1918 yılında yazdığı bir yazıdan aklımıza geldi. (*)
     Birinci Cihan Savaşı bitmiş, Osmanlı yenik düşmüş İttihatçı paşalar memleketi terk edip kaçmışlardır.
     Hüseyin Rahmi Gürpınar, o paşalardan birinin yardımıyla zengin olan ve onlara kaçtıktan sonra da toz kondurmayan biriyle tartışır, karşısındaki "erbab - ı kalemölerden biridir, kaçan paşanın iyiliklerini unutamaz, üstelik ahlaklı geçinenleri de, çalamadıkları için, beceriksizlik ve aptallıkla suçlar…
     * * *
     HÜSEYİN Rahmi Gürpınar dayanamaz:
     "O yediğin şeylerin nerelerden tedarik edildiğini bileydin, hak, kan ve gözyaşı kelimelerinin manalarında hiçbir anlamamazlık, bilinmemezlik göremezdin. Çünkü o nimetler asıl sahipleri için, ona müstahak olanların ağzından alındı, sizin gibilere verildi. Sınırlarda düşman mermilerinden kurtulanlar açlık ve çıplaklıktan öldüler. Savaş ateşinden buraya topal, çolak, kör, sağır, yarım adam olarak dönenler Sirkeci otellerinde sefil, sürüm sürüm süründüler. Sizin gibi Büyükada’da şurada burada sefa yerlerinde arabalarda, beyler, paşalar yanında, dalkavukluğa girmekten başka, savaşla, genel matemle hiçbir ilişkileri ve insanlıkla ilgileri olmayanlar yediler, içtiler, gezdiler, eğlendiler… Bu savaş senin gibiler için felaket değil, mutluluk oldu."
     * * *
     HÜSEYİN Rahmi Gürpınar, bunları söyledikten sonra, kaçan paşaları savunanların beklenmeyen bir sadakat gösterdiklerini belirterek yazısını şöyle noktalar:
     "Fakat onların minnettarlıklarını omuzlarınızda taşımaya mahkum olmak, kanımca müebbet bir kürek cezasından daha ağırdır."
     Bu yazı yazılalı 85 yıl olmuş…
     Türkiye ve İstanbul ne kadar değişmiş değil mi?!!
     Ya da hiç değişmemiş..
     ——————
     (*) Gazetecilikte Son Yazıları - Derleyen, sadeleştirerek yayına hazırlayan Abdullah - Gülçin Tanrınınkulu / Özgür Yayınları.

 

Milliyet - Hasan Pulur - 15/02/2003

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Edebiyat kültüründen yoksunluk ve Hüseyin Rahmi

Ağustos 14th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Neyle geçindiği saydam olmayan bir yığın mesleksiz demagog, eline mikrofonu geçirdiği zaman, "milli kültür" üstüne, çoktan pörsümüş bir laf salatasını yeniden başlar alt üst etmeye…

Ne "evrensel kültür"le, "milli kültür" arasındaki kavram içeriğini koyar ortaya; ne de "evrensel kültür"le, "milli kültür"ler arasındaki köprülerin nasıl kurulduğunu…

Konuyu biraz daha somutlaştıralım.

"Milli kültür"lerin cılızlığını yahut gürbüzlüğünü son toplamda belirleyen en temel gösterge, "anadil"in sözlü ve yazılı olarak kullanım berraklığıyla zenginliğidir…

65 milyon Türk, kaç kelimeyle konuşuyor anadilini ve ortalama olarak 1 Türk’ün yılda yazdığı yazıların toplamı kaç kelimedir?

Ya peki, Parlamento kaç kelimeyle konuşuyor Türkçeyi?

Bu soruların yanıtları; "milli kültür"ün cılız mı, gürbüz mü, olduğunun ölçülerini hemen heykelleştiriverir.

Şimdi gelelim başka bir soruya; Türkçe neden gitgide kısırlaşıyor?

30 yaşından küçük 40 milyon gencin kullandığı Türkçe, 60 yıl önceki İstanbul’un kullandığı Türkçe’den çok daha zayıf ve özensiz..

Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Dillere destan sokak…

Ağustos 14th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Bana sık sık sorarlar, "Siz nerelisiniz? Nerede oturuyorsunuz?" diye…

İstedim ki nereli olduğumu, nasıl bir sokakta oturduğumu anlatayım, bilesiniz… Evimin adresini, sokağın hallerini bir bir anlatayım istedim. Efendim, bizim sokak iki yanından denize inilen bir sokak… Sokağın girişindeki "Mor Salkımlı Ev"de Halide Edip Hanımefendi oturuyor… Pek ateşli konuşmalar yapıyormuş evine gelip gidenlere… Mor Salkımlı Ev’in yanındaki konakta Hüseyin Rahmi Gürpınar Beyefendi oturuyor… Oldukça "Şık" bir beyefendi… Ben mahallenin yalancısıyım; duyduğuma göre Şehzadebaşı’ndaki evinden polis çıkarınca buraya taşınmış… Yazdığı bütün romanlardaki öyküleri avaz avaz oynarmış yazmadan… Önce yazdığı bütün sahneleri doğaçlar, sonra kalemi kağıdı alırmış eline… Mahalleli evde cinler periler mi var, kaynana gelin mi kavga ediyor, cinayet mi işlendi, sünnet düğünü mü oluyor anlayamazmış… Hüseyin Rahmi Bey üstelik yazacağı karakterlerin kılıklarına da bürünüp yaparmış doğaçlamalarını… Mahalleliye bu muhteşem adam fazla gelmiş olmalı ki şikayetçi olmuşlar… O da bizim oraya taşındı… Açık söyleyeyim ben her akşam evini gözlüyorum… Bakalım bu gece ne şenlik var diye… "Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç" mı olur "Şıpsevdi" mi… Bahtıma ne çıkarsa… Hüseyin Rahmi Bey’in evinin yanında da Yusuf Atılgan’ın "Anayurt Oteli" var… Otelin yanında Haldun Taner’in yakın dostu Saadettin Dertsavar’ın "Fazilet Eczanesi" var… Sadettin Bey, fabrika ilaçlarına pek yüz vermez, hala havanda yaptığı ilaçlarla, insan avucunun sıcaklığıyla iyileştirmeye çalışır hastalananları… Eczanenin üst katında Haldun Taner oturur… Yazı yazmadığı zamanlarda yoga yapar… Evde yazmaya doyamayınca gider kahvelerde, tiyatro kulislerinde yazar…

Sabah Gazetesi - Ali Poyrazoğlu - 26/06/2007

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Bu yağmayı kim durduracak?

Ağustos 14th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Heybeliada’daki evi; bahçesinde, yerde yatan tabelaya göre ‘Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’, bir süredir tartışma konusu.
Evi bir lokale dönüştürmek isteyen uluslararası yazarlar derneği Pen Kulüp, şimdilik bu projesinden vazgeçmiş görünüyor. Evin diğer taliplisi Bedrettin Dalan ise sessizliğini koruyor. Dalan’ın amacı Büyükada’da açtığı üniversitenin öğrencileri için yurt yapmak.
Elli yıldır, İstanbul Valiliği, Kültür Bakanlığı ve Adalar Belediyesi’nin elinde müze olmayı bekleyen ev, şimdi Adalar Belediyesi’nin inisiyatifi ile bir yazarın soyulmuş evinden yapılma yazarlar lokali ya da öğrenci yurdu olacak. Evin son sahibi olan Adalar Belediyesi’nin de sıcak baktığı bu projelerin şimdilik beklemede olmasının sebebinin evde, Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan geriye kalan yegane eşya olan iki bin kadar kitap olduğu söyleniyor. Bu kitapların da Heybeliada Halk Kütüphanesi’ne bağışlanarak, evin boşaltılması planlanıyor.

HÜSEYİN RAHMİ İLE BİRLİKTE EVİ DE UNUTULDU

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 80 yıllık ömrünün son 30 yılını geçirdiği ve 8 Mart 1944′te vefatından sonra yakınlarından Emine Muzaffer Gürpınar’a kalan, onun ölümünden sonra da haraç-mezat satışa çıkarılan eve dönemin İstanbul Valisi Niyazi Akı sahip çıkarak, 1964 yılında müze yapılmak üzere İl Özel İdaresi’ne satın aldırtmış.
Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Hassas yazar işgalcileri kızdırdı

Ağustos 14th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

59 yıl önce 8 Mart’ta yitirdiğimiz Hüseyin Rahmi Gürpınar, roman ve öykülerini oya gibi işlemekle kalmaz, çok iyi örgü örer, dikiş nakışla uğraşırdı. Kız gibi yetiştirilen sanatçının "Mürebbiye" romanı 1919′da sinemaya uyarlanınca işgalcileri küplere bindireceğini kimse düşünemezdi. Gürpınar, sansüre uğrayan ilk Türk filminin yazarı olarak tarihe geçti

15 Şubat 2003 tarihli gazetelerden bir haber: "Bilim adamları, Bush’a mektup yazarak, Dünya’ya bir asteroit çarpacaksa, bunu önceden bilemeyeceklerini haber verdiler". Oysa Hüseyin Rahmi Gürpınar, bundan 91 yıl önce yazdığı "Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç" romanında, Halley kuyruklu yıldızının tehdit ettiği İstanbul’da neler yaşandığını ballandıra ballandıra anlatmıştı!

Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Filozof deli miydi?

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

BİR KİTAP KAPAĞI
Refik Ahmet Sevengil, Hüseyin Rahmi Gürpınar adlı güzel monografisinde (1944) şu saptayıma yer verir:
"Hüseyin Rahmi’nin bütün eserlerinde hâkim olan realizm, onu ihtiyarlığında şiddetli bir pesimizme götürmüştür. Zaten öteden beri hayata ve etrafına şüpheli ve tetikçi gözlerle bakmaya; insanların çehrelerini değil, dimağlarını ve olup bitenlerin içyüzünü görmeye alışmıştı. Yaşlandıkça kendisini oyalayamaz oldu.
Aldanmaktan korktuğu için kolay kolay inanamıyordu. Hiçliğe yaklaştıkça, etrafını daha karanlık gördü, yetmiş yaşında Nietzsche’nin eserlerini tercümeye kalktı.
Cemiyete ve muhite hücum ona bir nevi iç serinliği gibi geliyor olmalı ki, Deli Filozof romanını yazarken epey rahatlık duymuştur…"
Deli Filozof, 1930′da Vakit gazetesinde tefrika edilmiştir. Bendeki kitap halindeki Deli Filozof, Atlas Kitabevi’nin yayını, 1969. Dramatik kapak elbette Münif Fehim’in. Dikkatle bakın; çarpıcı bir tiyatro sahnesinin bütün verilerini yakalayacaksınız…
Bu roman, hayli karanlık, umutsuz, kötümser gözlemlerle toplumumuzun hemen hemen bütün değer yargılarına, hatta ahlaki yaklaşımlarına itiraz eder. Cinsel hayattan toplumsal düzene, yönetim şekillerine, siyasaya kadar uzanan bu itirazlar dalgalanışı, şüphesiz, Hüseyin Rahmi’nin önceki eserlerinde de vardır. Ne var ki, Deli Filozof bir isyan bayrağı çekmekten kaçınmayacak kadar pervasızdır.
Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Hüseyin Rahmi Gürpınar anıldı

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Türk edebiyatının usta kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın vefatının 60. yıldönümü sebebiyle önceki akşam İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nca bir program düzenlendi.
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’ndeki programa yazar Selim İleri ve İÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk katıldı. Programda konuşan Selim İleri, Gürpınar’ın, çok sevdiği ve etkilendiği bir yazar olduğunu söyledi. İleri, Gürpınar’ın romanlarında tiplemelerin hep olumsuz kişilikler olduğunu, yazarın her şeye karşı ”iblisçe bir yaklaşımı” bulunduğunu, buna karşın kitaplarında çocuklara, yaşlılara ve yalnız kadınlara merhamet duyduğunu belirtti. Yard. Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk ise Gürpınar’ın Ahmet Mithat Efendi’den sonra Türk popüler romancılığının en önemli temsilcisi olduğunu ifade etti. Gürpınar’ın romanlarında konuyu gündelik hayattan aldığını, bu sebeple halk tarafından çok sevildiğini belirten Çoruk, yazarın kullandığı dili ise oldukça sade bulduğunu söyledi.

 

Zaman Gazetesi - 15 KAsım 2004

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Sanat ve Politika

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, bütün toplumun genelgörünümünü çizmeye çalışırken, Tebessüm-i Elem (Acı Gülüş) romanında, yirminci yüzyılın başındaki tiyatro dünyamızı sert dille eleştirir:

İstanbul’da bazı salaş meyhanelere, ne yazık ki, tiyatro adını vermek cesaretini gösteren küstahlar vardır. Bu küstahlar, tiyatrocu geçinmektedirler. Al astar kaplı, kümes benzeri localara giren sözümona seyirciler, daha ilk anda, tiyatro sanatına özgü kutsallığı bozarlar. Kimisi bir avuç fındık fıstık tıkınmakta, kimisi hapır hupur portakal yemekte, döke saça limonata içmekte, kimisi de çıtır çıtır kabakçeğirdeğinden kayısı pestiline kadar her türlü abur cuburla oyalanmaktadır.

Böylesi seyirci takımı ne gülünecek yeri bilir, ne ağlanacak. İzlediğinden bir şey anlamaz. Bir eserin değerini tartabilecek eleştirel birikimden, bilgiden yoksundur.

Zaten, aşağıda, geceliği birkaç mecidiyeye tutulmuş döküntü orkestra, meşhur opera parçalarını katletmektedir. Derken kantolar başlar, şamandıra gibi yusyuvarlak, makyajdan kıpkızıl muganniyeler, boncuklu fistanlar, pembe çoraplar, yağlı gerdanlar gösteren dekolte tuvaletler, çarpık iskarpinlerle kendilerini teşhir ederler. Meşk edilmiş Hint papağanları gibi her dilden söylemektedirler.

Facia (trajedi anlamına) başladığında, ortaya dram sanatlarıyla ilintisiz, akıllara durgunluk verici bir karikatür çıkar: Zulüm, öldürme, hainlik, mertlik, her şey vardır da, yalnızca ruha tesiri yoktur. Ruh daima çoraklığa sürüklenir.

Devamını oku »

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Heybeliada’da Bir Ev

Ağustos 13th, 2007 tarihinde admin tarafından yazılmış.

Ören Belediyesi’nin Melih Cevdet Anday’a saygıyla yaklaşıp adına şiir günleri düzenlediğini okuduğumda, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evini anımsadım. Yoo, zaten aklımdaydı ancak sizlerle paylaşmayı düşünmemiştim doğrusu. Üzmüştü aslında beni yaşadığım, gördüğüm.

O gün 15.00 dolaylarında Heybeliada vapur iskelesindeydik. Aramızdan bir arkadaş Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evine daha önce gitmişti, ancak hangi yoldan sola dönmemiz gerektiğini kestiremediğinden sora sora ulaşacaktık. Nasıl olsa gideceğimiz yer bir sanatçının eviydi. Herkes bilirdi, yollarda yönlendirmeler de bulunmalıydı. Bu düşüncem doğru çıkmadı. Sonunda yarım yamalak anlatan birine rastlamak bile rahat bir nefes aldırmıştı hepimize.

Evin dışında iki ayrı merdivenden birini seçerken bile önsezimizle hareket etmeliydik. Neyse, isabetli seçmişiz. Kapıyı açan on yaşlarında bir çocuktan doğru yerde olduğumuzu öğrendiğimizde biraz şaşkındık. Çünkü içeriden hem televizyon, hem de kavga eder gibi konuşan insan sesleri geliyordu. Bu arada birkaçımız dış duvara asılmış tadilat fotoğraflarına bakmaya koyulmuştu bile. Çocuk ise ‘yandan yukarıya çıkın’ der demez yanımızdan yok olmuştu.

Yaşanan bir müze…
Merdivenlerin sonunda galoşlarımızı giyerken kapıyı açan o çok yaşlı beyin duruşu, davranışı ilginçti. Hepimizin aynı şeyi düşünmesine sebep olduğunu dönüş yolunda paylaşacaktık. (Birkaçımız onun tarihi karşımıza çıkarırcasına seçildiğini düşünmüş, birkaçımız ise Hüseyin Rahmi’nin ta kendisi olduğunu zannedecek denli boş bulunmuştu.) Bu durumda içeriye girdiğimizde yeniden bir bocalama yaşamamak sanırım hiçbirimizin harcı değildi. Genç bir hanım etrafı süpürmekteymiş gibiydi. O saatte ne temizliğiydi bu böyle. Hele alt kattan evi saran kızartma kokusunun yanında ne anlamı vardı şimdi bu temizliğin. Bey son derece az Türkçesiyle bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.

En üst kata, tavan arasına çıktığımızdaysa havasızlık bizi yok edecek denli rutubetle karışık bir hal aldığında bayağı yorgun düşmüş, bir an önce oradan uzaklaşmak istediğimizi fark etmiştik. Hele o yaşlının biraz da kendini aşan bir çeviklikle Hüseyin Rahmi’nin şapkasını benim başıma koyma girişimi, affedilir gibi değildi. Kim koruyordu edebiyatı, kim anlatıyordu sanatı?

Ardından son darbeyi çıkışta (evin hanımı olsa gerek) orta yaşlarda, üstü başı diğerleri gibi bakımsız birinin bizlere kitap satmak istediğini anladığımızda yedik. O da Türkçe pek konuşamıyordu. Ancak kitap almak isteyenlerin gösterdiği tahta sandığa 10 YTL atmaları gerektiğinde ısrarlıydı. Ortada makbuz bile yoktu, yukarıda zaten galoş için para bırakmıştık, neydi bu para meselesi? Bağışsa bağış olsundu, ücretse ücret.

Doğru, Gürpınar’ın eviyle uğraşılmış, tamir edilmişti elden geldiğince. Talan edilen eşyalar yenilenmeye çalışılmıştı; ve gün gelmiş ev Arnavutluk’tan yeni gelmiş bir ailenin yaşamasına bırakılmıştı. ”Oh, ne âlâ memleket!” demekten başka bir şey söylenemeyecek bir durumdu. Şimdiki talan kitaba, eşyaya değil; değere karşıydı.

Yeni düzenlemeyi anlatan o kitabı hiçbirimiz almadan ayrılmıştık evden. Ama hepimizi bir düşünce sarmıştı: O ailenin yaşamasına bırakılan sanatçı evinde eğitimimiz için neler neler yapılabilirdi, o ev nasıl da yaşanan bir müzeye dönüştürülebilirdi. Gerçek ise ortadaydı: Oradakiler gelenlerden tedirgin oluyor, bir şekilde kendilerini savunmaya geçiyorlardı. Yoksa değil mutfağın kokusu, yağı; çıkabilecek bir kazayla edebiyatımızdan bir sayfa yok olmaya mı mahkûm edilmişti? Evet, ne yazık ki aynen öyleydi.

Prof. Ümran BULUT - Cumhuriyet Gazetesi - 01/09/2006

Haberleri/Hakkında Yazılanlar | Yorum Yok »

Sonraki sayfa »